Göç gerçeği, çoklu krizlerin ortasında yaşadığımız bu dönemde, dünyanın dengesini sarsan etkilerden biri. Toplumların demografilerini, ekonomilerini, sosyal dengelerini ve kuşkusuz ki geleceklerini etkiliyor. Yurtlarından ayrılmak zorunda kalan insanlar pek çok uluslararası tanım ile sınıflandırılıyorlar: göçmen, düzensiz göçmen, mülteci, şartlı mülteci, sığınmacı...
Ancak tüm bu tanımlar ve aralarındaki farklar, gittikleri yeni ülkelerde onlara bakışı pek de etkilemiyor.
2011 yılında yaşadığımız Arap Baharı ve Suriye savaşlarının ardından çok büyük göç dalgalarına tanıklık etmeye başladık. Ukrayna, İsrail ve Hamas Savaşı ile devam eden göçler, sadece bu bölgelerdeki ülkelere değil, çok uzaklara kadar yayıldı. Özellikle, refah seviyesi yüksek ülkelere doğru ekonomik göç, sürekli olarak devam ediyor. Bir yandan devletler çeşitli kararlar alıp süreci yönetmeye çalışıyor diğer yandan mültecilerin topluma etkileriyle birlikte hayatlarımız değişiyor.
Birleşmiş Milletler’in açıklamasına göre dünya genelinde mülteci sayısı Nisan 2024 itibarıyla 120 milyona ulaştı. Bu rakam bile bize, göçün demografik yapıyı değiştirecek en önemli etkilerden biri olduğunu göstermek için yeterli. Döneme ait güncel konjonktür, göç etmiş insanlara bakışı da etkiliyor. Örneğin Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle canlarını kurtarmak için diğer ülkelere göçenler, Dünya’nın pek çok ülkesinde savaştan kaçanlara daha anlayışlı bir yaklaşıma neden oldu.
Ipsos, Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü (UNHCR) ile birlikte, Dünya Mülteci Günü için 52 ülkede 33 binden fazla kişiyle, bir araştırma gerçekleştirdi. UNHCR’in Hope Away From Home (Evden Uzakta Umut) kampanyası kapsamında yayınlanan araştırma, mültecilerle ilgili konulara ışık tutmayı, halkın mültecilere yönelik tutumunun ve mültecileri etkileyen politikaların daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Genel olarak, araştırmaya katılanların yüzde 75’i, “mülteci” terimini doğru bir şekilde tanımlıyor; çatışma, şiddet veya zulüm nedeniyle kendi ülkesini terk eden veya sığınma talebinde bulunup kabul edilen kişi.
Ancak önemli bir kısım, bu terimin doğal afetlerden kaçanlar veya daha iyi ekonomik fırsatlar arayanlar için de geçerli olduğuna inanıyor.
Araştırmanın bulgularına göre; savaştan veya zulümden kaçan insanlara sığınma imkânı sunma konusunda destek, dünya çapında büyük oranda devam ediyor. “İnsanlar, savaştan veya zulümden kaçmak için başka ülkelere, benim ülkem de dahil, sığınabilmelidir.” ifadesine katılanların oranı ülkeler ortalamasında yüzde 73, Türkiye’de ise yüzde 57. Sonuçlar, bu konuya olan hassasiyet için ülkeler ve bölgeler arasında farklılıklar gösteriyor. Bir yandan mültecilere karşı duyulan merhamet duygusu, diğer yandan da artan endişe, bu konuda karmaşık bir tabloya sebep oluyor.
Savaş veya zulümden kaçan insanlara verilen kamuoyu desteğinin yanı sıra, mültecilerin amaçları konusunda şüphe duyanlar var. Ülkeler ortalamasında araştırmaya katılanların yüzde 61’i, mültecilerin öncelikli olarak ekonomik kazanç peşinde olduklarına veya sosyal destek sistemlerinden faydalanmayı amaçladıklarına inanıyor. Bu şüpheciliğe, yüzde 41’lik kesimin mültecilerin yeni bir topluma başarılı bir şekilde entegre olma becerisine ilişkin endişeleri ve yüzde 46’sının ev sahibi ülkeye olumlu katkılarından şüphe duyması eşlik ediyor. Hatta önemli bir kesim (yüzde 44) ülkelerinin sınırlarını mültecilere tamamen kapatması gerektiğine inanıyor.
Ülkelere göre görüşler önemli ölçüde farklılık gösterse de, araştırmaya katılan her iki kişiden biri, mültecilerin başarılı bir şekilde topluma entegre olacağını belirtiyor.
Peki, mülteciler ile birlikte yaşamak konusunda ne düşünülüyor?
Avrupa ülkelerinde ise halk en çok mülteci entegrasyonu ve katkısı konusunda endişeli; bireylerin yarısından fazlası (yüzde 53) mültecilerin yeni toplumlarına başarılı bir şekilde entegre olamayacaklarını düşünüyor ve olumlu katkılarından şüphe ediyor. Türkiye’de ise “Ülkeme gelen mültecilerin çoğu yeni toplumlarına başarıyla uyum sağlayacak” ifadesine katılanların oranı yüzde 22. Ipsos Türkiye olarak her iki yılda bir gerçekleştirdiğimiz Türkiye’yi Anlama Kılavuzu Araştırması sonuçlarına göre; her 10 kişiden biri Suriyeliler ile aynı gelenek ve değerlere sahip olduğumuzu düşünüyor. Bu oran iki yıl önce de aynıymış. Farklı olduğumuz konusunda görüşümüz net. Ancak aradan geçen iki yılda Suriyeli bir arkadaşı olanların oranı artmış. Her dört kişiden biri, Suriyeli arkadaşı olduğunu belirtiyor.
Ancak gerçek anlamda birlikte yaşamak konusunda insanların düşüncelerini anlayabilmek için sorduğumuz çok daha kritik bir sorumuz var. Araştırmamıza katılanlara, “Özelliklerini beğensem ve çocuğum istekli olsa da, çocuğumun bir göçmenle evlenmesini istemem” ifadesine katılıp katılmadıklarını soruyoruz. Cevaplara göre her iki kişiden biri bu konuda kararsız, katılmayanların oranı ise yüzde 15. Bir göçmen gelin veya damat sahibi olmaya yönelik tutum, iki yıl öncesine göre daha olumsuz. Kültürel ve sosyal normlar, önyargılar, aile kurumunun dinamikleri, dil, kültür ve uyum sorunlarının yaşanacağı endişesi gibi bir çok farklı neden, bu cevapların altında yatabilir. Sonuç olarak derin ve kalıcı bağlar söz konusu olduğunda bireylerin göçmenlerle ilgili ön yargılarının hâlâ güçlü olduğunu görüyoruz
Mültecilerin topluma faydası konusunda ne düşünüyoruz?
Ipsos’un global araştırmasına dönecek olursak, mültecilerin topluma katkılarına ilişkin görüşlerin de farklılaştığını görüyoruz. Uganda, Kenya ve Suudi Arabistan gibi bazı ülkeler, mültecilerin etkilerine daha olumlu bakarken, Türkiye, Macaristan ve Bulgaristan gibi ülkeler daha olumsuz bir bakış açısına sahip. Ülkemize gelen mültecilerin ülkemize pozitif bir katkısı olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 18 ve diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en olumsuz görüş bildiren ülkelerden biriyiz. İş gücüne katkı konusunda da Türkiye’de her 10 kişiden yedisi olumsuz görüş bildiriyor.
Mülteciler konusunda araştırmalarımızda Türkiye ile ilgili oldukça olumsuz bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz. Ipsos’un Gündeme Dair araştırmasında her ay düzenli olarak sorduğumuz bir sorumuz var: “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” Bu sorunun cevabında öne çıkan konu, kimi zaman doğal afet kimi zaman siyaset ve büyük ölçüde ekonomi. Mayıs 2022 yılında bu soruya, göçmen sorunu cevabını verenlerin oranı yüzde 4 iken Mayıs 2024 yılında 1 puan artışla yüzde 5’e çıkmış. Bireyler Türkiye’nin en büyük sorununa yüzde 85 oranında ekonomi diyor.
Göç tartışmalarında sıkça duyulan meşhur bir söz vardır: “Hepimiz potansiyel mülteciyiz.” Bu ifade, göç olgusuna daha olumlu ve kabul edici bir gözle bakılması gerektiğini savunanlar tarafından dile getirilir ve genellikle pek fazla itirazla karşılaşmaz. Ancak, mesele iş ve kaynakların paylaşımına gelince, bu anlayışlı tutum değişir. Göç eden kişilerin, kendi yurtlarından keyfi sebeplerle ayrılmadığını anlamak önemli. Hayati riskler, gelir adaletsizliği, fırsat eşitsizliği ve sömürü ile karşı karşıya kalan bir bireyin başka bir seçeneği olduğunu düşünmek, kendimizi kandırmaktan öteye gitmez. Bu nedenle göç, ülkelerin başa çıkması, yönetmesi ve kaynak ayırması gereken önemli ve zorlayıcı bir konu. Daha uzun yıllar Dünya, mültecilerin evlerinden uzakta umut edebilmeleri, kabul görmeleri ve hayatlarını “evde olma” hissiyle sürdürülebilmeleri konularını konuşacak, tartışacak ve araştıracak gibi görünüyor.